İhalenin Feshi Nedir?
İhalenin feshi davası, icra müdürlüğü veya satış müdürlüğü tarafından yapılan ihalede herhangi bir yasaya aykırılık bulunması halinde, bu ihalenin ortadan kaldırılmasını sağlayan bir davadır. Aslında ihalenin feshi davası hukuken bir dava olmaktan ziyade bir şikayet yoludur. İhalenin feshi, ihalenin usul ve yasaya aykırı yapılması nedeniyle ilgililerin şikayet yolu ile icra mahkemesine başvurmaları üzerine, ihalenin iptalini sağlayan bir hukuksal başvuru yoludur. İhalenin feshi istemi, medeni usul hukuku anlamında “dava” olmayıp, şikayet niteliğindedir (İİK m. 134/2). Bu nedenle başvuru dilekçesinin HMK m.119’da düzenlenen dava dilekçesinin içeriğinde yer alması gereken koşulları taşıması zorunlu değildir.
Makale İçeriği
İhalenin feshi davası için genel mahkemelerde dava açılamaz. İhalenin feshi, icra dosyası üzerinden yapılan bir satış olması halinde icra mahkemesinden, eğer Satış Memurluğu (Sulh Hukuk Satış Müdürlüğünden) istenebilir. İhalenin feshi istemi, icra hakiminin mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuksal bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir husus olup, bu konuda bilirkişi görüşüne başvurulamayacağından, bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilmesi gerekmektedir. İhalenin fesih sebepleri ve usulü mevzuatımızda İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) ayrı maddeler halinde düzenlenmiştir. İhalenin feshi sebepleri ihalenin hazırlık döneminde veya ihale yapılma aşamasında ortaya çıkabilir. İhalenin feshi ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde istenebilir (İİK’nın 134/2. maddesi). Yetkili icra mahkemesi satışın yapıldığı yer icra dairesinin tabi bulunduğu mahkeme olup, bu yetki kesindir.
Bazı istisnai hallerde ihalenin feshi davası süresi ihale tarihinden itibaren değil fesih sebebinin öğrenildiği tarihten başlar. Bu haller satış ilanı tebliğ edilmesi gereken ilgiliye ilanın tebliğ edilmemiş olması ki, bu halde öncelikle bu tebligatın usulüne uygun olup olmadığı incelenir. Usulsüz tebligat var ise şikâyet öğrenme tarihine göre 7 gün içinde yapılmış ise, satış ilanı tebligatının ilgiliye yapılması başlı başına ihalenin feshi nedeni olduğu için ihalenin feshine karar verilebilir.
Menkul yani taşınır mal ihalesinde İİK’nın 114. maddesi gereğince satış kararının taraflara tebliği zorunlu değil ise de icra müdürü satışın tebliğine karar vermiş ise bu tebliğin yapılmaması fesih nedenidir. Diğer haller satılan malın esaslı niteliklerinde hatanın sonradan öğrenilmiş olması ve artırmaya fesat karıştırıldığının sonradan öğrenilmiş olmasıdır. Bu durumlarda ihalenin feshi, sebebin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içinde istenmelidir. (İİK’nın 134/7. maddesi)
İhalenin Feshi Sebepleri Nelerdir ?
- İhaleye fesat karıştırılmış olması: İhalenin, yasal hükümlere uygun olarak yürütülmesini engelleyen usulsüz bazı davranışlara girişilmesi, ihalenin fesih nedenidir. Örneğin, ihaleye katılacakların değişik yöntemlerle ihaleye katılmalarının engellenmesi veya otomatik teklif verme robotlarının kullanılarak ihalelere katılımın olması gibi durumlar da ihalenin feshi nedeni olarak kabul edilmektedir.
- İhaleye hazırlık dönemindeki hatalı işlemler: Örneğin, taşınmaz ihalelerinde satış ilanının bir suretinin, borçlu ve alacaklı ve tapu sicilindeki ilgililere tebliği zorunludur. (İİK m.127) Zira bu kişilerin satışa hazırlanabilmesi, kendince gerekli duyuruları yapabilmesi ve daha fazla müşteri bulabilmesi için satıştan makul bir süre önce tebliği gerekir. Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, dosyada avukat ile temsil var ise, ancak satış ilanı vekile değil de asile yapılmış ise bu durum da fesih nedeni olarak kabul edilmektedir.
- İhalenin yapılması sırasındaki usulsüz işlemler: Yasada ihalenin nasıl yapılacağını gösteren kurallara aykırı olan veya yasada belirtilmeyen ancak ihalenin doğru bir biçimde yapılmasını engelleyen durumlar ihalenin feshi nedenini oluşturur.
- Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmesi: Alıcının özellikle aldığı malın esaslı niteliklerinde yanıltılmış olması ihalenin feshi nedenidir. Örneğin, taşınmazın metrekaresinin olduğundan farklı gösterilmesi veya şartnamede verilen bilgilerle taşınmazın gerçek durumunun birbirine uygun olmaması (arsa olarak gösterilen yerin tarla vasfında olması veya satış ilanında 3+1 olarak gösterilen dairenin gerçekte 2+1 veya 1+1 olması ) ihalenin feshini gerektirir.
Nitekim, Yargıtay da; satışı yapan icra dairesinin satışın yapılmasını düzenleyen mevzuat hükümlerine aykırı hareket etmiş olması durumunda icra mahkemesinden ihalenin feshinin istenebileceğini kabul etmektedir. Ancak takibin kesinleşmesinden sonra, borca itiraz nedenleri, ihalenin feshi nedeni olarak ileri sürülemez. Aynı şekilde, ihaleden önce kesinleşen olaylara dayanarak ihalenin feshi istenemez. İhalenin feshi sebepleri, tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Kimler İhalenin Feshini Talep Edebilir?
İhalenin feshini, TBK’nun 281. Maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere, yalnız aşağıdaki kişiler;
- Satış isteyen alacaklı,
- Borçlu,
- Tapu sicilindeki ilgililer,
- Pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler,
Yurt içinde bir adres göstermek koşulu ile isteyebilirler. İhalenin feshini isteyen ilgilinin, fesih sebebi olarak ileri sürdüğü usulsüzlük sonucunda kendi menfaatlerinin ihlal edilmiş olduğunu, zarar gördüğünü ispatlaması gerekmektedir.
Örneğin, satışa daha fazla isteklinin katılması için konulmuş olan bir kanun hükmünün yanlış uygulanmış, gazete ile ilan yapılmamış olması halinde, borçlunun ihalenin feshini istemekte yararı vardır. Çünkü ihale gazetede ilan edilmiş olsaydı daha fazla istekli çıkar ve taşınmaz daha yüksek bir bedelle satılabilirdi. Buna karşılık, aynı örnekte alıcının ihalenin feshini istemekte hukuki yararı olmayacaktır. Çünkü ilanın gazete ile yapılmamış olması, daha az isteklinin katılmasına neden olduğu ve satış bedeli daha düşük olduğu için yararına olmaktadır.
İhaleye fesat karıştırmış olan kişi, kendi kusuruna dayanamayacağından dolayı ihalenin feshini isteyemez. İhalenin feshi şikayet yolu ile istenebildiğinden ve şikayet bir dava olmadığından, ihalenin feshinde davacı ve davalı tarafı bulunmaz. İhale ile ilgili olanların tümüne ilgililer denir. Bu nedenle, ihalenin feshini isteyenin, ihalenin feshi davasında, bütün ilgilileri özellikle borçlu, alacaklı ve alıcıyı karşı taraf olarak göstermesi gerekir. Ancak, ihalenin feshi davasında diğer ilgililerin hepsinin karşı taraf olarak gösterilmemiş olması, ihalenin feshi talebinin reddini gerektirmez. İcra mahkemesi veya sulh hukuk mahkemesi diğer ilgilileri de duruşmaya davet ederek onlara savunma ve görüşlerini bildirme imkanını verir.
Şikayet Süresi
İhalenin feshi davası, yedi gün içerisine istenebilir. Süre ihale tarihinden itibaren başlar. İlgililer, ihalenin feshi nedenini en geç ihale günü öğrenmiş sayılırlar. (İİK m.134/2) Ancak bazı durumlarda, süre ihale tarihinde değil, fesih nedenini öğrendiği tarihten itibaren başlar. Buna göre;
- Tebliğ edilmesi gereken ilgiliye satış ilanının tebliğ edilmemiş olması,
- Satılan malın esaslı niteliklerinde hatanın sonradan öğrenilmiş olması,
- Artırmaya fesat karıştırıldığının sonradan öğrenilmiş olması durumlarında süre fesih
Nedeninin öğrenildiği tarihten itibaren başlar. (İİK m.134/7) Şikayet süresi öğrenme tarihinden başlamakla birlikte, ihale tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra artık ihalenin feshi istenemez. Yargıtay’a göre; satış ilanı şikayet edene tebliğ edilmiş ise ihale yapıldığı zamana kadar yolsuzluğu öğrenen kişinin şikayetini ihale gününden itibaren yedi gün gün içerisinde yapması gerekir.
İhalenin Feshi Yargılama Usulü
İcra mahkemesi açılan ihalenin feshi şikayetini basit yargılama usulüne göre (HMK. m. 316-322) incelemektedir. İhalenin feshi şikayetine bakan icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde incelemeyi duruşma açarak yapması gerekmektedir (İİK. m. 134/2). Ancak ne yazık ki uygulamada bu süreye uyulmamakla birlikte daha uzun süreli duruşma günü verilmektedir. Duruşma açılmadan dosya üzerinden verilen kararlar istinaf kanun yolunda geri çevrilir. Taraf teşkili sağlandıktan sonra taraflar duruşmaya gelmeseler bile dosya işlemden kaldırılmaz, hakim iddia ve savunmaları değerlendirir ve şikayetin esası hakkında gereken kararı verir. Hakimin verebileceği kararlar şu şekildedir:
- İhalenin feshi isteminin kabulü,
- İhalenin feshi isteminin reddi.
İhalenin feshini şikayet yolu ile isteyen ilgili yapılan yolsuzluk sonucunda kendi menfaatlerinin zarar gördüğünü ispat etmek zorundadır. (İİK m.134/8)
İhalenin Feshi İsteminin Kabulü Kararı
İhalenin feshi dosyasını inceleyen İcra Mahkemesi veya Sulh Hukuk Mahkemesi fesih nedenini yerinde görürse şikayeti kabul ederek ihalenin feshine karar verir. Mahkemece verilen ihalenin feshi kararı kesinleşirse, alıcının kazandığı mülkiyet hakkı geçmişe etkili olarak son bulur. Tapuya herhangi bir biçimde tescil yapılmışsa tescil iptal ettirilir ve taşınmaz tekrar borçlunun mülkiyetine geri döner.
Bu durumda, alıcının ödediği ve bankada nemalandırılan para alıcıya geri verilir; ihalenin feshi kararının kesinleşmesiyle birlikte yeniden satış istenirse mal satışa yeniden çıkarılır. İhalenin feshi kararından önce o mal üzerinde üçüncü kişiler iyi niyetle hak iddia etmişlerse bu hakları korunur. (TMK m.1023)
İhalenin feshi davası kararı, yalnız ihalenin feshini istemiş olan için değil, diğer bütün ilgililer için de hüküm ifade etmektedir. Bununla birlikte, ihalenin feshi kararı, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.
FAİZE İLİŞKİN UYGULAMA NOTU : İhalenin feshinin kabul edilmesi kararının kesinleşmesiyle. İhale alıcısının yatırmış olduğu para faizi ile birlikte ihale alıcısına geri verilir. Ancak uygulamada bazı İcra Daireleri ile bazı Satış Müdürlükleri ihale alıcısının yatırmış olduğu tutara yıllık %4,5 gibi piyasanın çok altında bir faiz işletmektedirler. Bu durumda 2025 yılı için adi kanuni faiz oranı olan %24 ile işletilen faiz farkı için dava açılabilir.
İhalenin Feshi İsteminin Reddi Kararı
İcra mahkemesi, fesih nedenini yerinde görmezse ihalenin feshi şikayetinin reddine karar verir. İhalenin feshi talebinin reddi kararının kesinleşmesinin sonuçları şunlardır:
- Alıcı, artırma şartnamesinde gösterilmiş olan ihale damga pulu bedeli, tapu alım harcı ve katma değer vergisini ihale kesinleştikten sonra öder.
- İhale bedeli nemaları ile birlikte alacaklıya ödenir.
- Satılan taşınmaz mal alıcıya teslim edilir ve taşınmazın alıcı adına tescili için tapu müdürlüğüne yazı gönderilir.
- Satılan taşınmazı işgal etmekte olan borçlu yahut üçüncü bir kimse varsa taşınmazdan çıkarılır.
İcra mahkemesinin ihalenin feshi talebinin reddi kararı aynı taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. Bu nedenle bu karar karşı ancak yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
İhalenin feshi davası talebi, ihaleyi gerçekleştiren icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesine şikayet yolu ile yapılır. Satış Müdürlüklerince yapılan ihalelerde ise Sulh Hukuk Mahkemesinden ihalenin feshi istemli olarak şikayet yoluna başvurulur. Artırmaya çıkarılan mallar esas icra takibinin yapıldığı icra müdürlüğünün yetki çevresinde bulunuyorsa, artırmayı ve ihaleyi esas icra müdürlüğü yapacağından, ihalenin feshi şikayeti de esas icra takibini yürüten icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesine yapılacaktır.
Artırmaya çıkarılan mallar esas icra takibinin yapıldığı icra müdürlüğünün yetki çevresi dışında bulunuyorsa, artırmayı ve ihaleyi malların bulunduğu yerdeki icra müdürlüğü istinabe veya uygulamadaki adıyla talimat yoluyla yapacağından, ihalenin feshi şikayeti de talimat icra takibini yürüten icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesine yapılacaktır (İİK. m. 79/2 ve 360).
İİK. m. 360’da düzenlenen yetki kuralı kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralıdır. Bu nedenle icra mahkemesinin yetkili olup olmadığı şikayetin yapıldığı icra mahkemesince re’ sen incelenecektir.
İhalenin feshi şikayeti için görevli mahkeme icra mahkemesi veya sulh hukuk mahkemesidir. Genel mahkemeler bu şikayet için görevli mahkemeler değildir. İcra mahkemesi yerine genel mahkemeye veya yetkisiz icra mahkemesine başvurulursa, mahkeme dosya üzerinden inceleme yapacak ve başvuru tarihinden itibaren on gün içinde, genel mahkeme görevsizlik, yetkisiz icra mahkemesi de yetkisizlik kararı verecektir. Görevsizlik ve yetkisizlik yönündeki kararlar kesindir, istinaf yolu kapalıdır (İİK. m. 134/4).
İhalenin Feshi Davasında Yargılama Süreci
İhalenin feshi davasının açıldığı icra mahkemesi veya sulh hukuk mahkemesi ihalenin feshi talebini duruşmalı olarak inceler ve taraflar gelmeseler bile mahkeme karar verir. İİK md.134 uyarınca, icra mahkemesinin fesih talebinden itibaren yirmi gün içinde ihalenin feshi davasında karar vermesi gerekir. İcra mahkemesinin, ihalenin feshi davasındaki inceleme yetkisi itirazın kaldırılmasında olduğu gibi sınırlı değildir. İcra mahkemesi, her türlü delile dayanarak ihalenin feshinin gerekip gerekmediğini inceler. İhalenin feshi davasında, mahkeme tanık dinleyebileceği gibi tarafların ikrarı ile de bağlı olmayıp ikrara rağmen fesih sebebinin mevcut olup olmadığını araştırması gerekmektedir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu’nun yeni tarihli kararlarında, “İhalenin feshi isteğinin reddedilmiş olması temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmaz” denmek suretiyle tapu iptali ve tescil davasının her zaman açılabileceği kabul edilmektedir. Bu durumda, ihale sırasında yapıldığı ileri sürülen usulsüzlüklere dayalı olarak İİK md. 134’te öngörülen bir yıllık süreden sonra da dava açılabilecektir. Ancak ihalenin feshi için öngörülen azami bir yıllık süre sonunda ihale kesinleşecektir ve ihale kesinleştikten sonra, ihalenin feshini isteme sonucunu da meydana getirecek bir tapu iptali ve tescil davası açılmasına olanak tanınması, ihaleye duyulan güveni azaltabilecektir. Öte yandan, tapu iptali ve tescil davası bakımından da, bir yolsuz tescilin varlığından söz edilemeyecektir. Çünkü ihale alıcısı adına yapılan tescil, geçerli ve hukuken ortadan kaldırılmamış cebri bir işleme dayanmaktadır. İhalenin feshi talebinden önce taşınmaz alıcı adına tescil edilirse, icra mahkemesi taşınmazın alıcı tarafından elden çıkarılmasını engellemek için ihtiyati tedbir kararı da verebilir.
İhalenin Feshi Davası Mahkeme Kararları
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:Şikayetçi borçlu vekilinin, İcra Mahkemesine başvurusunda, diğer fesih nedenleri ile birlikte tarafından açılan kıymet takdirine itiraz davasında taşınmazın gerçek değerinin yansıtılmadığını, eksik ve hatalı tespit yapıldığını, taşınmazın düşük bedelle ihale edildiğini ileri sürerek ihalenin feshi talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince, istemin reddine ve şikayetçi aleyhine ihale bedelinin %1’i oranında para cezasına hükmedildiği, şikayetçi vekilinin istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; para cezası yönünden İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak ihalenin feshi isteminin reddi ile ihale bedeli üzerinden %3 oranında para cezasına hükmedilmesine, karar verildiği, kararın şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiği görülmektedir.Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;Kıymet takdirine itiraz davası, İİK’nın 128/a maddesinde düzenlenmiş olup, icra müdürlüğünce satışa konu malın bilirkişi marifetiyle yaptırılan değer tespitinin yerinde olmadığına yönelik bir şikayettir. Mahkemece yapılacak iş, icra müdürü tarafından belirlenen değerin taşınmazın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı, bir başka ifadeyle memur işleminin doğru olup olmadığını denetlemektir. Dolayısıyla mahkeme, oluşturduğu bilirkişi kurulu ile icra müdürünün kıymet takdiri yaptığı keşif tarihi itibariyle taşınmazın değerini belirleyerek memur işlemini denetler.Kıymet takdirine itiraz üzerine mahkemece verilecek kararlar kesin olmakla beraber süresinde şikayet hakkının kullanıldığı hallerde icra mahkemesi kararının, ihalenin feshinin istenmesi sırasında incelenmesi mümkündür.Somut olayda; şikayetçi vekilinin kıymet taktirine itirazı üzerine Antalya 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 15.06.2024 tarih, 2024/265 Esas, 2024/467 Karar sayılı kararı ile, … Gayrimenkul Satış İcra Dairesi 2023/630 Esas dosyasındaki 07.01.2024 tarihli bilirkişi raporunun (2.700.000,00 TL) iptaline, itiraz konusu Antalya ili, … İlçesi, … Mahallesi, 417,00 m2 yüz ölçümlü … ada 1 parselde kayıtlı 12 numaralı bağımsız bölümün değerinin 2.850.000,00 TL olarak satışa esas alınmasına karar verildiği, Mahkeme dosyasının incelenmesinde, gayrimenkul değerlendirme uzmanı tarafından hazırlanan tek kişilik raporda 13.12.2023 tarihi itibariyle (icra dosyasındaki keşif tarihi) taşınmaz değerinin tespit edildiği ve yeniden belirlenen değer üzerinden taşınmazın satışa çıkarıldığı görülmüştür.Şikayetçi vekilinin kıymet takdirine itiraz dosyasında gayrimenkul değerlendirme uzmanı bilirkişice hazırlanan kıymet taktir raporuna itirazlarının yargılama safahatı süresince mahkemece değerlendirilmediği anlaşılmakla, şikayetçi vekilinin kıymet taktirine yönelik itirazlarını karşılayan, denetime elverişli ayrıntılı bir heyet raporu alınmak sureti ile sonuca gidilmesi gerekmektedir.
O halde; mahkemece taşınmazın değerine yönelik itirazlar doğrultusunda taşınmazın vasfı da gözetilerek; uzman bilirkişilerden oluşturulacak bir bilirkişi heyeti vasıtasıyla mahallinde keşif ve kapsamlı bir inceleme yaptırılmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Şikayetçi borçlu vekilinin temyiz isteminin kısmen kabulü ile kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddeleri uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 09.04.2025 tarih ve 2024/2246 E.-2025/770 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/729 E., 2024/2672 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 40. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/490 E., 2022/166 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılardan Banka vekili tarafından temyiz edilmekle: kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin İstanbul 10. İcra Dairesinin 2012/186 sayılı dosyasında satılığa çıkartılan taşınmazı ihaleden aldığını, müvekkilinin ihale bedeli olan 1.830.000,00 TL’yi 12.04.2013 tarihinde icra dosyasına yatırdığını, ancak taşınmaz maliki ile dosya borçlusunun ihalenin feshi davası açtığını, bu nedenle taşınmazın tapuda adına devredilmediğini ve ihale bedelinin icra dairesi yedinde kaldığını, müvekkilinin talebiyle ihale bedelinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 134/8 maddesi uyarınca nemalandırılması için talimat verilmesi üzerine 15.04.2013 tarihinde davalı Banka nezdinde vadeli hesap açıldığını, ihalenin Mahkemece feshine dair verilen kararın kesinleşmesi üzerine müvekkilinin ödediği satış bedelinin tüm nemalarıyla birlikte iade edilmesi için 08.09.2017 tarihinde icra dairesine başvurduğunu, icra dairesince müvekkilinin hesabına 2.192.550,60 TL gönderildiğini, yatırılan paraya %4 ila %5,5 arasında değişen oranlarda faiz işletildiğini öğrendiğini, bunun kabul edilemeyeceğini, zira 2017 yılı itibarıyla davalı Bankanın vadeli mevduat faizinin ihale bedelinin vadeli hesapta kaldığı gün dikkate alındığında %11,50’lere kadar yükseldiğini, uygulanan oranın neye göre belirlendiğinin belli olmadığını, icra dairesince bankaya en yüksek faiz oranı ile nemalandırılması gerektiğinin bildirilmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin uğradığı zarara karşılık belirsiz alacağından şimdilik 5.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen ve müştereken tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.10.2022 tarihli dilekçesiyle talebini 646.375,91 TL’ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Bakanlık vekili; icra memuru işleminden kaynaklanan bir durumun söz konusu olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, zararla işlem arasında illiyet bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Banka vekili; icra dairesinin talimatı üzerine ihale bedelinin vadeli hesaba yatırıldığını ve her ay mevzuata uygun faiz işletildiğini, nemalandırmanın … tarafından yayınlanın genelgelere uygun olduğunu, 06.05.2008 tarihli ve 104-1 sayılı genelgeye göre icra dairelerince tahsil edilen emanet paraların yatırılacağı tek bankanın müvekkili olduğunu, sonraki 22.09.2017 tarihli ve 7174/7176 sayılı genelgelerde vadeli hesaplara uygulanacak oran konusunda 3 bankanın oranlarının refarans alınması gerektiğinin vurgulandığını, bakanlığın belirtilen sayılı nemalandırma konulu yazılarında Ziraat, Halk ve Vakıflar bankalarının TCMB’na “mevduat ilan edilen yıllık faiz oranları bildirim formu” ile bildirilen ve şubelerinde ilan edilen 1 aylık mevduata uygulanacak tabela faizi (cari faiz) oranlarından en yüksek olanından az olmamak üzere nemalandırılması hususunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesi gerektiğinin belirtildiğini, söz konusu tabela faizlerinin 04.10.2017 tarihi itibariyla Ziraat Bankası ile Halk Bankasında %4.50, müvekkili Bankada %5,50 olduğunu, hesapların müvekkilinin cari faiz oranı ile otomatik olarak temdit edildiğini, açılan hesabın kamu haznedarlığı genel tebliğ kapsamında olmadığı için buradaki faizlerin uygulanmadığını, en yüksek faiz oranı ifadesinin piyasadaki en yüksek faiz oranı olmadığını, kamu bankalarının güncel tabela faizlerinin en yüksek oranı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporunda özetle; \”…… Personel Genel Müdürlüğünce 22.09.2017 tarih 820845791-7174 ile 7176 sayılı genelgesi ve … 06.05.2008 tarih 104-1 sayılı genelgesi gereğince ihale bedeli olan 1.830.000,00 TL’nin Merkez Bankasının resmi internet sitesinde yayınladığı \”Kamu Bankalarınca Mevduatlara Fiilen Uygulanan Azami Faiz Oranları\” baz alınarak, bileşik faiz hesap edilmiş ve ihale bedelinin nemalandırıldığı 12.04.2013 tarih ile dosyaya aktarıldığı 08.09.2017 tarih arasında (1 aylık vadeli olduğundan ve vade tamamlanmadığından 12.08.2017 tarihi baz alınmıştır) 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun Geçici 67. maddesi gereğince işlemiş nemadan %15 stopaj vergisi düşülerek hesap yapıldığında İstanbul 10 İcra Müdürlüğünün 2016/6630 Esas sayılı dosyasından 646.375,91 TL davacı-ihale katılımcısına eksik faiz (nema) ödendiği, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün, İİK 134. Madde gereğince ve ihalenin feshi davalarında Adalet Bakanlığının İcra Dairelerine gönderdiği genelge uyarınca, ihale bedeli olan 1.830.000,00 TL’nin 12.04.2013 tarihinden itibaren vadeli hesaba aktarılarak nemalandırılması için T. Vakıflar Bankası … Şubesine müzekkere yazıldığı, ihale bedelinin nemalandırıldığı T. Vakıflar Bankası TAO tarafından mevzuat hükümleri ve … genelgesi gereğince Türkiye Cumhuriyeti Merkez bankasına \”Mevduat İlan Edilen Yıllık Faiz Oranları Bildirim Formu\” ile bildirilen ve şubelerinde ilan edilen 1 aylık mevduata uygulanacak \”Tabela Faizi (cari faizi)\” oranlarından en yüksek olanından az olmamak üzere ve her ay değişen faiz oranlarında nemalandırması gerektiği yönünde görüş beyan ettiği \”, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne, 646.375,91 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf dilekçesine istinaf sebeplerinin bulunmadığı, dava konu ihalenin feshi sebebiyle davacının ihale bedelinin davalı Bankada nemalandırılması ve nema oranının uygulanmasında icra müdürlüğünün kusurunun bulunmadığı, faiz oranlarının uygulanmasının davalı Bankanın bankacılık işlemi ile ilgili olmasına göre davalı … yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, dosya kapsamındaki diğer delillerle örtüşen ve denetime elverişli olan bilirkişi raporunda belirtilen tespitlerin hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmadığı, davalı Banka vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf talebinin usulden reddine, davalı Banka vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı Bakanlığın istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davalı Bakanlık hakkındaki davanın reddine, davalı Banka hakkındaki davanın kabulü ile 646.375,91 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş; karar, davacı vekili ile davalı Banka vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; bilirkişi raporunda en yüksek mevduat faiz oranlarından TCMB faiz oranları devlet bankalarının uygulaması gereken mevduat faiz oranları dikkate alınarak hesaplama yapıldığının, davalı Bankanın genel uygulamasının TCMB’nin belirlediği faiz oranlarından daha yüksek olduğunu, İlk Derece Mahkemesince düşük faiz oranları ile hesaplama yapan bilirkişi raporunun dikkate alındığını, hiçbir gerekçe gösterilmeden davalı Bakanlığının sorumlu olmadığı söylenerek davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararı temyiz etmiştir.
2. Davalı Banka vekili; … Personel Genel Müdürlüğünün 22.09.2017 tarihli, 82084579/7147 ve 82084579/7176 sayılı “nemalandırma” konulu yazılarında; “…Bu itibarla, icra ve iflas dairesince ihalenin feshi davası açılması veya sıra cetveline itiraz ya da şikayet halinde bedelin Bakanlığımızın ekli 104/1 sayılı Genelgesi gereğince, kamu bankası olarak hizmet veren T.C. Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankasının, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde T.C.Merkez Bankasına “Mevduat İlan Edilen Yıllık Faiz Oranları Bildirim Formu” ile bildirilen ve şubelerinde ilan edilen 1 aylık mevduata uygulanacak “Tabela Faizi (cari faiz) oranlarından en yüksek olanından az olmamak üzere nemalandırılması hususunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesi gerekmektedir.” denildiğini, söz konusu tabela faizlerinin (müvekkil banka cari faiz oranı) 04.10.2017 tarihi itibarıyla T.C. Ziraat Bankasında %4,50, Türkiye Halk Bankasında %4,50 ve müvekkili Bankada %5,50 olduğunu, gelen yazılarda ifade edilen en yüksek oran ifadesinin piyasada kullanılan en yüksek oranı değil, Kamu Bankalarının güncel tabela faizlerinin (bankamız cari faiz oranları) en yüksek olanını ifade etmekte olup, kamu bankaları içerisinde tabela faizinin en yüksek olduğu banka müvekkili olduğundan, müvekkili Bankanın tabela faizi (cari faiz) oranlarının olayda uygulandığını, kamu bankalarının tabela faiz oranlarının dikkate alınması gerekirken karara dayanak teşkil eden bilirkişi raporunda tabela faizi değil mevduatlara uygulanan faiz oranının hesaplamaya esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek, karar temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, haksız fiilden ve İİK’nın 5. maddesi kapsamında icra memurunun işleminden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Temyiz olunan karardaki gerekçeye, icra müdürünün İİK’nın 134/8 maddesi gereği Bankaya talimat vermiş olması nedeniyle hukuka aykırı bir işleminin bulunmamasına, ihale bedelinin bankada nemalandırılmasını öngören belirtilen kanun hükmüyle ihale alacaklısının zarara uğramaması amaçlandığından kamu bankalarınca TCMB’na bildirilen tabela faiz oranlarının değil fiilen uygulanan azami faiz oranlarının dikkate alınmasının yerinde olmasına, davalı vekilinin temyizine dayanak gösterdiği Bakanlık yazılarında \”tabela faizi oranlarından en yüksek olanından az olmamak üzere\” denilmiş olmakla tabela faizlerinin alt sınır olarak gösterilmiş olduğunun anlaşılmasına göre, davacı ile davalılardan Banka vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2170 E., 2023/896 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/373 E., 2022/379 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.05.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacı vekili Avukat … ile temyiz edilen davalı … geldiler. Gelen asil ve vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; Garanti Bankasının başlattığı takip nedeniyle Yalova İcra Müdürlüğünün 2017/7735 Esas sayılı takip dosyasından kendisine ödeme emri gönderildiğini, ödeme emrinin kendisine ulaşmadığını, tebligatların hep muhtara tebliğ edildiğini, muhtarın kendisine bildirimde bulunmadığını, itiraz süresini kaçırdığı için takibin kesinleştiğini, borcun 12.307,39 TL olduğunu, tüm masraflarla birlikte borcun 07.02.2019 tarihinde 25.864,96 TL olarak belirlendiğini, taşınmazının haberi olmadan ihaleye çıkarıldığını ve 11.12.2018 tarihinde davalıya 216.000,00 TL bedelle ihale edildiğini, haciz sırasında eve girilip haczi kabil mal olup olmadığına bakılmadığını, 12.307,39 TL’lik borç için 420.000,00 TL’lik evin satılmasının taşkın haciz olduğunu, taşınmazın değerinin gerçekte 600.000,00 TL üzerinde olduğunu, İcra ve İflas Kanunu’nun 82/12 hükmü uyarınca borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini, taşınmazın aile konutu olduğunu, satışı davalının evi boşaltması için araması üzerine öğrendiğini ileri sürerek ödeme emrinin usulsüz olduğunun, haczin taşkın haciz olduğunun, 22.02.2018 tarihli keşif sonrası hazırlanan bilirkişi raporunun gerçeği yansıtıp yansıtmadığının, takibin başından satışa kadar ki işlemlerin usulsüz olduğunun tespitine ve tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; icra dosyasındaki tebligatların usulüne uygun olarak yapıldığını, ayrıca ödeme emrinin usulsüz olmasının kendisini ilgilendirmediğini, taşınmazı tapu siciline güvenerek aldığını, içtihatlar uyarınca usulsüzlüğü iddia edilen işlemlere ihale alıcısı olarak katkısının ispat edilmesi halinde oluşan sicilin yolsuzluğundan söz edilebileceğini, davacının bu yönde bir iddiası olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/86 Esas, 2019/552 Karar sayılı ile; eldeki davada davacı tarafından yapıldığı iddia edilen usulsüz tebligat işlemlerine davalının bir katkısının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği, icra takibinde yapılan usulsüzlüklere davalının katkısının bulunduğunun ileri sürülmediği gibi bu hususta delil de sunulmadığı, sicilin yolsuzluğundan söz edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 24.12.2019 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 24.06.2021 tarihli ve 2020/714 Esas, 2021/1039 Karar sayılı kararı ile; Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/706 Esas ve 2021/579 Karar sayılı şikayet davasına ilişkin ilamının kesinleşmediği, davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulduğu, kararın kesinleşmesinin beklenmesi, kesinleşmiş mahkeme kararına istinaden icra takip dosyasında işlem yapılması gerektiği takdirde ne gibi işlem yapıldığının denetlenmesi, yolsuz tescil iddiasına dayalı olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda toplanan ve toplanacak olan delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurularının kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılması için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/706 Esas sayılı dosyasından verilen kararın 11.03.2022 tarihinde kesinleştiği, davacının süresinden sonra Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/151 Esas sayılı dosyasında açmış olduğu ihalenin feshi davasının ise reddine karar verildiği, istinaf edilmeksizin kesinleştiği, açılan davanın çekişme konusu taşınmaz kaydının davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu, çekişme konusu taşınmazın icra dosyasında yapılan ihale sonucu davalı adına tescil edildiği, Yalova İcra Mahkemesinin yukarıda değinilen dosyalarında verilen karar ve tüm dosya kapsamı gözetildiğinde sicilin yolsuzluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davada ileri sürülen usulsüz tebligat işleminin takip aşamasında gerçekleştiğinin ileri sürüldüğü, bu aşamadaki işlemlerin icra dairesince yapıldığı, usulsüzlüğü iddia edilen işlemlere ihale alıcısı davalının katkısının bulunduğunun tüm dosya kapsamına göre ispatlanamadığı, Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/706 Esas (öncesi 2019/138 Esas), 2021/579 Karar sayılı ilamı ile de bu konudaki talebin reddedildiği ve kararın kesinleştiği, davalı bakımından sicilin dayanaksızlığından söz edilemeyeceği, icra dosyasındaki borç miktarının taşınmazın ihaleyle satışında bir etkisinin bulunmadığı, borç miktarı açısından ihale alıcısının kötü niyetinden de söz edilemeyeceği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/1-321 Esas, 2011/382 Karar sayılı kararını gerekçeli kararında baz aldığını belirtmesine rağmen anılan kararın gereğini yerine getirmediğini, delillerin toplanılmadığını, icra dosyasında müvekkiline yapılan tebligatların usulsüz olduğunu, müvekkilinin haline münasip eşiyle yaşadığı tek evinin satıldığını satıştan sonra öğrendiğini, usulsüz olduğu iddia edilen tebligatların dosya arasına alınmadığını, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2007/4874 Esas ve 2016/539 Esas sayılı kararlarında iddia edilen işlemlere ihale alıcısı davalının katkısının bulunması halinde, oluşan sicilin yolsuzluğundan söz edilebileceğinin, ihale alıcısının takipte yapılan işlemlere bir katkısının bulunmaması halinde onun bakımından sicilin dayanaksızlığından söz edilemeyeceğinin belirtildiğini, takibe esas borç ilişkisinin doğru olup olmadığının, takibin usulüne uygun olup olmadığını araştırılmadığını, ihalenin feshi davasının eldeki davayı bağlamadığını, ödeme emrinin müvekkiline ulaşmadığını, 12.307,39 TL’lik borç için takip yapıldığını, takibin usulsüz kesinleştirildiğini, değeri 420.000,00 TL belirlenen evin 260.000,00 TL’ye davalıya ihale edildiğini, ev içerisindeki eşyalarla dahi borç tahsil edilebilecekken evin satıldığını, İcra ve İflas Kanunu’nun 82/12 hükmü uyarınca borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini, bu konuda araştırma yapılmadığını, Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/138 Esas, 2019/150 Karar sayılı kararında 2017/7735 Esas sayılı dosyasında davacı-borçluya yapılan tebligatların usulsüz olduğunun tespiti ile davacı-borçlunun yapılan tebligatları öğrenme tarihinin 23.02.2019 olarak belirlenmesine karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, yolsuz tescil hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dosya içeriğinden; Yalova İcra Müdürlüğünün 2017/7735 Esas sayılı takip dosyası ile davacı aleyhine icra takibi başlatıldığı, davacının kayden maliki olduğu dava konusu 114 ada 24 parsel sayılı taşınmazdaki 8 numaralı bağımsız bölümün 11.12.2018 tarihinde davalı … …’a ihale edildiği, Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/706 Esas (öncesi 2019/138 Esas) 2021/579 Karar sayılı kararı ile davacı …’ın gecikmiş itiraz ve takibin durdurulması talebi yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine, ihalenin feshi talebi yönünden kesin hükmün varlığı, dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği, anılan kararın istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının temyizi üzerine de Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından 11.03.2022 tarihli kararı ile temyiz dilekçesinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle:
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Temyiz edilen davalı taraf vekili duruşmaya katılmadığından duruşma vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına,
Aşağıda yazılı 435,50 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/653 E., 2024/1056 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.11.2023 tarihli ve
2023/8280 Esas, 2023/7970 Karar sayılı Bozma kararı
Taraflar arasındaki ihalenin feshi isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin kabulüne karar verilmiştir.
Kararın alacaklı vekili ile ihale alıcısı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine, ihale alıcısı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle ihalenin feshine ilişkin şikâyetin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Borçlu vekili; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine başlatılan genel haciz yoluyla ilâmsız takipte müvekkiline ait İstanbul ili, Beylikdüzü ilçesi, … Mah., 623 ada, 79 parsel sayılı taşınmazın ihale edildiğini, icra emri, kıymet takdiri raporu, mükellefiyetler listesi ve satış ilanının müvekkiline usulüne uygun tebliğ edilmediğini, hükümlülük nedeniyle müvekkiline vasi atandığını, tebligatın vasi …’ya yapılması gerektiğini, vasi …’nın 09.06.2022 tarihinde Silivri 2 No.lu cezaevinde tutuklu olduğunu, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (TK) 19. maddesi gereğince tebliğin vasinin tutuklu bulunduğu kuruma gönderilerek bizzat kendisine yapılması gerekirken hem satış ilanı hem de kıymet takdir raporunun vasinin ev adresine yapıldığını, kıymet takdir raporunun usulsüz olup günün koşullarına uygun olmadığını, taşınmazların bulunduğu konum itibariyle çok değerli olduğunu ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Alacaklı vekili; satış ilanının vasiye Marmara 2 No.lu Cezaevinde 13.02.2023 tarihinde tebliğ edildiğini, kıymet takdir tarihinden itibaren iki yıllık sürenin geçmediğini, ihaleye birden fazla kişinin katılarak teklif verdiğini ve taşınmazın %50 değerinin üzerinde satıldığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
2. İhale alıcısı vekili; tüm tebligatların borçluya ve vasisine yapıldığını, vasi yönünden tebligatların hem cezaevine hem de ikamet adresine gönderilerek usulüne uygun tebliğ edildiğini, kıymet takdirinin kesinleştiğini ve kıymet takdir tarihinden itibaren iki yıllık sürenin geçmediğini belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 08.05.2023 tarihli ve 2023/455 Esas, 2023/898 Karar sayılı kararı ile; Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/390 Esas, 2022/414 Karar sayılı kararıyla borçluya 22.04.2022 tarihinde …’nın vasi olarak atandığı, vasinin 08.06.2022 tarihinde tutuklandığı ve 16.01.2023 tarihi itibarıyla hâlen ceza infaz kurumunda tutuklu olduğu, kıymet takdir raporunun 09.11.2022 tarihinde, satış ilanının ise 16.02.2023 tarihinde vasinin aynı konutta birlikte yaşayan annesi … imzasına tebliğ edildiği, vasinin tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumuna 13.02.2023 tarihinde müzekkere yazılarak satış ilanı ve eklerinin tebliğinin istendiği ancak müzekkere cevabı beklenmeden ihalenin yapıldığı, TK’nın 19. maddesi gereğince vasinin tutuklu olduğu tarihlerde kendisine yapılacak tebligatların ceza infaz kurumu aracılığıyla yapılması gerekirken bu kurala uyulmadığı gerekçesiyle şikâyetin kabulüne ve ihalenin feshine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili ile ihale alıcısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.09.2023 tarihli ve 2023/2763 Esas, 2023/2591 Karar sayılı kararı ile; alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddinin gerektiği, ihale alıcısı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde ise, borçlunun vasisinin tutuklu olması nedeniyle ceza infaz kurumunda bizzat 14.02.2023 tarihinde tebligat yapıldığına dair evrakın 15.03.2023 tarihli müzekkere cevabı ile UYAP sistemindeki satış dosyası içerisinde bulunduğu, bu durumda 21.03.2023 tarihli ihaleden makul süre önce borçlunun vasisine bizzat satış ilanı tebliğ edilmiş olup satış ilanı tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin iddianın yerinde olmadığı, usulüne uygun satış ilanı tebliği nedeniyle süresinde ileri sürülmeyen kıymet takdirine ilişkin şikâyetin fesih sebebi olmayacağı, kıymet takdirinden itibaren iki yıl içerisinde satış yapıldığı, satış bedelinin muhammen bedelinin %50’sini ve satış masraflarını karşıladığı, ihalede herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine, ihale alıcısı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle ihalenin feshine ilişkin şikâyetin reddine, şikâyet konusu taşınmazın ihale bedeli olan 11.478.180,00 TL’nin %1’i oranında 1.147.818,00 TL para cezasının borçludan tahsiliyle hazineye irat kaydına karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
\”… Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Şikayetçi borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, sair fesih iddialarının yanı sıra satış ilanının vasiye tebliğ edilmediğini ileri sürerek ihalenin feshini istediği, İlk Derece Mahkemesince vasiye satış ilanı tebliğ edilmediği gerekçesi ile ihalenin feshine karar verildiği, alacaklı ve alıcı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, alacaklının istinaf başvurusunun yasal sürede olmadığı gerekçesi ile usulden reddine; ihale alıcısının istinaf başvurusunun incelenmesinde ise satış ilanının borçlu vasisine satıştan makul süre önce tebliğ edildiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, şikayetin reddi ile 11.478.180,00 TL’nin % 1’i oranında 1.147.818,00 TL para cezasının borçludan tahsili ile Hazineye irat kaydına karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
İİK’nın 127. maddesi gereğince, taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneğinin borçluya tebliğ edilmesi gerekmektedir. Zira, satışa hazırlanabilmesi, kendince gerekli duyuruları yapabilmesi ve daha fazla müşteri bulabilmesi, borçlunun satıştan makul bir süre önce haberdar olmasını gerektirir.
Somut olayda, şikayetçi borçlunun 2 yıl 6 ay 716 gün hapis cezası ile hükümlü olması sebebiyle 19.02.2021 tarihinde cezasının infazına başlandığı, tahliye tarihinin 3.08.2025 olduğu, Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli ve 2022/390 Esas ve 2022/414 Karar sayılı kararı ile borçluya TMK’nın 407. maddesi gereğince …’nın vasi olarak atandığı, vasinin de Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2022/427 sorgu numaralı dosyası ile 08.06.2022 tarihinde tutuklandığı, satış ilanının tutuklu olması nedeni ile ceza infaz kurumunda 14.02.2023 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Satış ilanı tebliğ işlemi şeklen usulüne uygun ise de, borçlunun hükümlü ve kısıtlı, yasal temsilcisi olan vasisinin de tutuklu olması nedeniyle satışa hazırlanabilmeleri, gerekli duyuruları yapabilmeleri ve daha fazla alıcı bulabilmeleri için gerekli imkanların oluşmadığı, nitekim muhammen bedeli 11.478.180,00 TL olan taşınmazın 21.02.2023 tarihli ihalede 6.758.058,00 TL bedelle ihale edildiği görülmüştür.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de, 7343 sayılı Kanunla değişik İİK’nın 134/5-3 maddesine göre ihalenin feshi şikayetinin reddi halinde, ihalenin feshini talep edenin feshi istenen ihale bedelinin % 10’una kadar para cezasına mahkum edileceği düzenlemesine yer verildiği halde, Bölge Adliye Mahkemesince ihale bedeli yerine muhammen bedel üzerinden para cezasına hükmedilmesi yerinde olmadığı gibi 11.478.180,00 TL’nin %1’i 114.781,8 TL’ye tekabül etmesine rağmen 1.147.818,00 TL’ye hükmedilmesi de doğru görülmemiştir…\” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; borçlunun vasisine satış ilanının 14.02.2023 tarihinde usule uygun olarak tebliğ edildiği, ihalenin ise otuz beş gün sonra 21.03.2023 tarihinde yapıldığı ve Özel Dairenin yerleşik içtihatlarında makul sürenin yedi gün olarak kabul edildiği, ihalenin 21.03.2023 tarihinde yapılmış olmasına rağmen bozma ilâmında \”21.02.2023 tarihli ihalede\” şeklinde yazılarak ve tebliğ tarihine göre yedi gün geçmeden ihale yapıldığı kabul edilerek maddi hata yapıldığı, aksinin kabulü hâlinde sürenin makul kabul edilmemesi durumunda borçlu vasisinin tutukluluk hâli sona erene kadar ihalenin yapılamayacağı sonucunun çıkacağı, bu yönde yasal bir düzenleme de bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Borçlu vekili; icra müdürlüğünce evrak toplanmadan, cezaevine yapılan tebligatlara dair mazbatalar olmadan ihalenin yapıldığını, şikâyet tarihinde tebligatların yapıldığına dair mazbataların bulunmadığını, ihale ile tebliğ zamanı arasındaki otuz beş günlük sürenin satışa hazırlık bağlamında az bir zaman aralığı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle borçluya atanan vasinin tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu sırada satış ilanının vasiye 14.02.2023 tarihinde tebliğ edilmesi ve 11.478.180,00 TL muhammen bedeli taşınmazın 21.03.2023 tarihli ihalede 6.758.058,00 TL bedelle ihale edilmesi karşısında hükümlü borçlu ile tutuklu vasisinin satışa hazırlanabilmeleri, gerekli duyuruları yapabilmeleri ve daha fazla alıcı bulabilmeleri için gerekli imkâna sahip olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre ihalenin feshinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 114/5, 126/1, 127 ve 134. maddeleri.
2. Tebligat Kanunu’nun 11 ve 19. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
2. Öğretide ve Yargıtay uygulamasında cebri artırma ve ihalenin borçlar hukuku anlamında bir satım sözleşmesi değil bir cebri icra tasarrufu olduğu görüşü benimsenmektedir. Cebri artırma yolu ile satımın icra organının kamu gücüne dayanan bir kamusal işlemi olduğu kabul edilmektedir.
3. Satış talebi ile birlikte icra müdürlüğünce satışa hazırlık işlemleri yapılır. Satışa hazırlık işlemleri, arttırma şartnamesi düzenlenmesi, taşınmaz üzerindeki mükellefiyetler listesinin hazırlanması, satış ilanı ve satış ilanının bir suretinin borçlu, alacaklı ve ilgililere tebliğidir.
4. İcra ve İflas Kanunu’nun 127. maddesi uyarınca satış ilanının borçluya tebliği zorunludur. Aynı Kanun’un 21/1 ile 57/1. maddelerine göre icra işlerinde tebligat TK ve ilgili Yönetmelik hükümlerine göre yapılır.
5. Tebligat Kanunu’nun 11/3. maddesi uyarınca muhatabın kanuni temsilcisi varsa ve tebligatın muhatabın bizzat kendisine yapılması gerekmiyorsa tebligat temsilcisine yapılır. Aynı Kanun’un 19. maddesi uyarınca muhatabın tutuklu olması hâlinde tebligat muhatabın bizzat kendisine yapılır. Tutukevi veya cezaevi müdür veya memuru tebligatın tutukluya yapılmasını sağlar.
6. Hukuk Genel Kurulunun 19.02.2025 tarihli ve 2024/12-524 Esas, 2025/70 Karar; 03.11.2020 tarihli ve 2017/12-326 Esas, 2020/824 Karar ile 06.04.2016 tarihli ve 2014/12-1752 Esas, 2016/478 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere satış ilanının borçluya tebliğ edilmesindeki amaç borçlunun da satışa ilişkin hazırlıklar yapabilmesine ve imkân bulduğu ölçüde satışa katılımı arttırarak daha rekabetçi bir ortam oluşturulmasına, dolayısıyla ihalenin daha yüksek bir bedelle yapılmasına ve daha çok borçtan kurtulmasına imkân sağlanmasıdır.
7. Diğer taraftan İİK’nın 126/1. maddesinin göndermesiyle taşınmaz satışlarında da uygulanması gereken aynı Kanun’un 114/5. maddesi \”…İcra dairesince yapılması zaruri ilanlar dışında, taraflar elektronik satış portalında yer alan ilan metnini, masrafı kendilerine ait olmak üzere, diledikleri vasıtalarla ilan edebilir. Ancak hususi mahiyetteki bu ilan resmî muameleye tesir etmez.\” hükmünü içermektedir.
8. Uyuşmazlığın çözümü için belirtmek gerekir ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) düzenlenen vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkindir. TMK’nın 407. maddesi gereğince özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle vasi tayinindeki amaç kişinin cezasını çektiği sürede korunması, hak ve menfaatlerinin zarar görmesini önlemektir. TMK’nın 447. maddesi gereğince vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür. Anılan Kanun’un 483/2. maddesine göre vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir. TMK’nın 484. maddesine göre ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili vasinin görevden alınmasını isteyebilir. Görevden alınmayı gerektiren sebebin varlığını başka bir yoldan öğrenen vesayet makamı, vasiyi resen görevden almakla yükümlüdür. Aynı Kanun’un 487. maddesi uyarınca vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra, vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vasinin görevden alınmasının istenebileceği gibi vesayet makamı da bunu resen gözeterek, kısıtlının korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla yükümlüdür.
9. Somut olayda ise alacaklı vekili tarafından borçlu … aleyhine 15.11.2019 tarihinde genel haciz yoluyla ilâmsız takip başlatılmıştır. Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli ve 2022/390 Esas, 2022/414 Karar sayılı kararıyla hükümlülük nedeniyle borçluya …’nın vasi atanmasına karar verilmiş ve karar 27.04.2022 tarihinde kesinleşmiştir.
10. Borçlunun vasisi …’nın tutuklu olduğu Marmara 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun 16.01.2023 tarihli yazıyla bildirilmiştir. Satış ilanı ise vasi …’ya cezaevinde 14.02.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilerek tebligat parçası Marmara 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun 15.02.2023 tarihli yazıyla gönderilmiş ve 15.03.2023 tarihinde UYAP sistemine kaydedilmiştir. Satış ilanının usulüne uygun tebliğ edildiği hususu uyuşmazlık dışındadır.
11. Şikâyet konusu İstanbul ili, Beylikdüzü ilçesi, … Mah., 623 ada, 79 parsel sayılı taşınmaz 11.478.180,00 TL muhammen bedeli olup 21.03.2023 tarihli ihalede 6.758.058,00 TL bedelle üçüncü kişiye ihale edilmiş ve zarar unsuru gerçekleşmiştir.
12. Somut olayda zarar unsuru mevcut olduğundan, borçlunun hükümlü, vasisinin de tutuklu olması nedeniyle satışa hazırlanabilmeleri, gerekli duyuruları yapabilmeleri ve daha fazla alıcı bulabilmeleri için gerekli imkâna sahip olamadıkları anlaşılmaktadır. Vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkin olup somut olayda kısıtlı borçlunun menfaati zarar görmüştür. Bu durumda borçlunun hükümlülük ve vasinin de tutukluluk hâli nedeniyle satış ilanı tebliğinin beklenen amaca uygun olmadığı açıktır. O hâlde ihalenin feshine karar verilmesi gerekir.
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Özel Dairenin yerleşik içtihatlarında satış ilanının ihaleden yedi gün ve daha fazla süre önce tebliğ edilmesi hâlinde makul süre bulunduğunun kabul edildiği, somut olayda satış ilanının vasiye usulüne uygun olarak ihaleden otuz dört gün önce tebliğ edildiği, satış ilanı tebliği ile ihale arasında makul süre bulunduğu, tutukluluğun fiil ehliyetinin ve vasilik görevinin sona erme sebeplerinden olmadığı, vasinin fiil ehliyetine sahip olup cezaevinde … 3. Noterliğinin 15.03.2023 tarihli ve ***** yevmiye No.lu vekâletnamesiyle borçlunun vasisi olarak Av. …’a vekâletname verdiği ve adı geçen vekilin ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, şikâyet dilekçesinde borçlunun hükümlülüğü ve vasinin tutukluluğu sebebiyle satış ilanının şekline ve içeriğine karşı şikâyet yoluna başvurmak için gerekli zamana ve borcu ödeyerek satışı önleyebilme imkânına sahip olamadıkları, muhtemel alıcılara satışı duyuramadıkları şeklinde iddialar ileri sürülmediği, borçlunun hükümlü ve vasisinin tutuklu olması hâlinde satışın yapılamayacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla borçlunun hükümlü ve vasisinin tutuklu olmasının fesih sebebi olmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
14. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
15. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.06.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

